Sevgili Duran Hocam, Müge Sahillioğlu

Çok geç kalmış bir mektup bu aslında. Hissettiklerimi ifade etmeme yetecek mi, inanın bilmiyorum. Nicedir size söylemek istediklerim var zira. Sekiz yaşımdan beri biriktirdiklerim var. Dudaklarımın ucuna kadar gelip orada kilitlenip kaldılar. Çıkış yolu bulamayınca gerisin geri dönüp yüreğime hapsoldular.

Böyle geçti işte uzun yıllar; hastalıklar, ölümler, türlü türlü sınavlar… Oysa hiç de uzakta değilmiş meğer anahtar. Çok uzun zaman aldı yazık ki bunu kavramam. Keramet seneler önce elime verdiğiniz kurşun kalemdeymiş. Sihrini fark etmemi sabırla, metanetle beklemiş. Ucundan süzülen grafit ile nihayet özgürlüğüne kavuştu söyleyeceklerim.

Dün bitirdim “Mezun Olmaz Öğrenci” Duran Yaşar isimli kitabınızı.

Emeği geçenlerin dert görmesin elleri, yürekleri… Aldı götürdü yine beni satırlarınız; geçmişe döndüm, tam sekiz yaşıma. İlk kez kompozisyon ödevi veriyor öğretmenim. Pek tedirgin oluyorum, koşarak gidiyorum eve. “Ne olur sen yaz!” diye yalvarıyorum anneme.

Antakya’nın bence en güzel mahallesinde, Affan’daki koca taş evde oturuyoruz. Ahşap panjurlu, tavan arasında eski bir piyano olan çocukluğumun masal evinde. Şehir dışından gelen akrabalar, komşular, dostlar… Gelenin gidenin haddi hesabı yok. Bir yandan annem, bir yandan babaannem koşuşturup duruyorlar. Sonunda ısrarlarımla bezdiriyorum annemi; beni başından savmak için, “Odana geç, kapıyı kapat ve içinden ne geliyorsa yaz. Akşam kontrol ederim.” diyor. Söylediğini harfiyen yapıyorum. Ama o yapmıyor, yazdıklarıma hiç bakmıyor. Kötü niyetinden değil elbet, zamansızlıktan bakamıyor.

Ertesi sabah gözü yaşlı gidiyorum okula. Daha ilk derste okul müdürümüz olarak sınıfımıza geliyorsunuz, yanınızda çatık kaşlı bir müfettiş. Öğretmenimize derse devam etmesini söylüyorsunuz. “Ödevleri çıkarın çocuklar!” diyor o da. Yüreğim yerinden oynuyor âdeta. “Ah anne, neden bakmadın ki yazdıklarıma!” Yetmiyor, ödevi ilk benim okumamı istiyor. Kurtarmanız için yalvarırcasına size bakıyorum. “Korkma, ben buradayım.” diyor gözleriniz.

Sizden cesaret alıp ağlamaklı okuyorum kırık dökük cümlelerimi. Yıllar sürüyor sanki o bir sayfayı okumak. Bittiğinde müfettiş yanıma gelip “Kim yazdırdı bunları sana?” diye soruyor. “Hiç kimse!” diye fısıldıyorum titreyerek, “Ben yazdım…” Müfettiş inanmıyor bana. Ağlamamak için yüzünüzdeki kocaman tebessüme tutunuyorum. Ertesi gün babamı okula çağırıyorsunuz. Kütüphanemde olması gereken kitapların listesini veriyorsunuz ona. Başta TDK’nin Büyük Türkçe Sözlük’ü, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nün olduğu… Siz bana inanıyorsunuz. Sayenizde ben de kendime… Okudukça daha çok yazıyor, yazdıkça daha çok okuyorum. Çünkü bana inanan aydın bir rehberim var artık. İyi ki de var, çok şükür! Ardından bir de kitap armağan ediyorsunuz: Küçümen. Yıl 1979. İlk sayfasına bana her daim güç veren satırlar nakşediyorsunuz harika el yazınızla.

Hızla akıyor hayat; bir yerden diğerine savuruyor beni. Siz anılarımın başköşesinde hep bir anıt gibi duruyorsunuz. Zamanla, pek çok öykü biriktiriyorum içimde. Hayır, hiç kimseyle paylaşmıyorum onları. Onca yıldan, onca yoldan, acımasız hastalıktan sonra bile paylaşmıyorum. İçin için zamanının gelmesini bekliyorum belki, bilmiyorum. Ta ki o korkunç 6 Şubat’a kadar! O Allah’ın cezası depreme kadar! Tutunacak bir şeyler arıyorum dayanılmaz hüznümü yatıştırabilmek adına. İşte o an yüreğim, yıllar önce fısıldadığı öyküyü hatırlatıyor bana. İçinden Antakya taşan o eski öykümü… Bu kez yanımda yoksunuz; çok uzaklardanız. Ama kilometreler bile engel olmuyor elinizi uzatmanıza. Desteğiniz, inancınız ve tuttuğunuz ışıkla ellili yaşlarımda ilk kitabımı çıkarıyorum.

Hoyratlığın hüküm sürdüğü bu acımasız çağda nahif dokunuşlarınızla kaç çocuğun yüreğini iyileştirdiniz kim bilir! Kaç çocuk hayallerinin peşinden gidebildi sayenizde… Onlardan sadece biriyim ben de. Unutmadan… Depremden ağır hasarlı çıktı doğduğum ev. Devrilip parçalandı sevgili kütüphanem. Kitaplarım, geçmişim gibi boşluğa savruldu. Ama tek sayfası bile örselenmedi “Küçümen”in. Aradan geçen onca yıldan sonra yine umudum oldu.
Hürmet ve minnetle öperim ellerinizden.

8. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir