Terkedildik, Zeynep Mansuroğlu

Her taraf yıkık
Herkes bulunduğu yerin yabancısı.
Taş moloz, toz her yanımız,
Güneş halimize acıyor.
İş makineleri vızır vızır,
Geçmişimizi , umutlarımızı taşıyor.
Birer birer enkaza dönmüş umutları.
Döküyor asi nehrinin kenarına.
Darmadağın oldu hayatlar.
İnsanlar hayata tutunabilmek için,
Karıncalar gibi, gece gündüz
Durmadan çalışıyor
Terkedilmişlik acı
El uzatan yok,
Öldünmu kaldın mı soran yok.
Herkes bir çıkmazda.
Güzelim defne ağacı,
Acısından kokusunu saklar
Zeytin ağacı meyvesini göstermekten çekinir oldu.
Kel dağı yüksekte çaresiz gözyaşlarıyla,
Hayatta kalan insanları izliyor.
Asi nehri yüreklere su serpe serpe,
Asiliğini içine atarak sessiz sedasız
Virane gönüller gibi,
Akmaya çalışıyor.
Defnenin, zeytinin memleketi.
Şarıl şarıl akan su sesleriyle,
Bir fotoğraf karesinde,
Donakalmiş sanki.
Nerde o güzel cıvıltılar ,
Komşular, akrabalar .
Her sabah pencereme konan serçem.
Hepsi gitti yok oldu,
Diri diri toprağa girdi.
Sesimizi feryatları mızı,
Çektiğimiz acıları,
Duyan gören yok,
Ölmeden ölüme terkedildik.

8. sayıdan

Similar Posts

  • Antakya Türküsü, Kemal Karaömeroğlu

    Aşıver hele bir şu ToroslarıAdana’dan Antakya’ya yol giderBu “şehr-i dilara” bir garip kenttirYağmur yağar, caddeleri sel gider Yüz sürülür toprağına taşınaŞükredilir ekmeğine aşınaKolay kız vermezler ilin dışınaYazgısına küsmüş olan dul gider Mehtabı var, bulut ile evlidirVadileri ayvasıyla ünlüdürKarı sevmez, yağsa bile binde birAmma Lodos patlar ise dal gider Göçü bilmez, hoşnuttur tüneğindenBağlanmıştır toprağına derindenYerlisini sökemezsin…

  • Hayalet Sandal, Arzu Kök

    Sıkı sıcak sarılışlarınızKopmaz bağlara dolanmış kollarınızYetmez sentetik kelimelerleÇözülmeyen bir ardı olur ufkun.Bu ne kımıldanışlardır, denizinSaklı soğuk koylarında dururDuruk bakış yalın yalnızlıkYalımda arar yakalanmışlıkDudak bükümlerinde çekilir içiniz.Tayfları derinde gizleyen gözİncidir denizciye,Sır aynalar gösterenYakamoz derisi duyumsatanDenizciye ezgidir, SizsizBir ufuk önünde çözülür.Kalkış sırrı kumullardırSessiz bir şey bakınca dipteKımıl kımıl, hani akışkanYapışkan bir canlıO kayıverir iç bulantlarında…Sıkı sıcak sarılışlarınızda…

  • Antakya, Ozan Öztepe

    Baharda geldin bu kenteİnönü Caddesi boyunca adımladınasma yapraklarına sarılı sokaklarınıduraksattı yola akan kokusalaş bir lokantayı kestirdin gözüneen kuytu masasını seçtin Asi’nin izindedurmaksızın yol aldındüz damlı dar sokaklarınasaptın saklanmak içinasi güneşten güneyine ilerledikçe kentintürkü yakankadınlar gördün rengarenk giysileriyleyavaşlamaya başlamıştı zamangüneş renge geldikçe Neccar Camii’nevardın ikindiye yakınyeni boyalı lokmalı parmaklığındaniçeri baktın loş ışıkta;namaza duran iki adam veküçük…

  • Akşamlar, Gazi Yolcu

    “Yeter, uslan artık Hüznüm, rahat tut yüreğini,Akşam olsun diyordun, bak işte, kararıyor gün.” Charles Baudelaire Yine tekinsiz bir akşam inmekte gökten,Yıldızlar buğday taneleri gibi serpiliyor yine.Türküler söyle bana yaşamaktan, ümit etmekten,Yıldızlar bu akşam umarsız, bu akşam diken diken…Kalbim terk edilmiş kavruk bir çocuk gibi ıssız.Gözlerime yine karanlıklar çöktü, karanlıklar erkenden. O çöl saçlı, vişne gözlü…

  • altı şubat ANTAKYA GÜNCELLEMESİ, Sevim Yunus Habip

    Depremin üçüncü yılında Antakya’dan notlar (Deneme) Şehir çöktüğünde kimse kahraman değildi. Sadece uyanıktık; uykudan değil, hayattan.Binalar düştü çünkü yorulmuşlardı. İnsanlar kaldı çünkü ölmek bile sıraya girmişti. Elektrik gitti. İnternet gitti. Kurumlar sustu.Ama kalp atışı kaldı – kulakta uğuldayan tek sinyal. Üç yıl geçti deniyor; takvimler öyle söylüyor. Oysa Antakya’da zaman, altı Şubat sabahında dizini kırdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir