Bir Şehrin Hafızası: Hatay Keşif Dergisi, M. Adil Çetin

“Dergiler, kültürün, edebiyatın ve sanatın filizlendiği, olgunlaştığı ve yetiştiği bahçelerdir. Bu ürünleri yetiştirenler ise yazarlar, şairler ve sanatçılardır.

Dergiler kültür, sanat, edebiyat ve fikir gibi çeşitli konularda okuyucularına farklı bir üslupla zengin bir muhteva sunan araçlarıdır.

Halk kültürünü, edebiyatını ve sanatını kitlelere taşıyan araçlar yazılı organ olarak gazete, dergi ve kitaptır. Özellikle kültür, sanat ve edebiyat alanında dergi yayınlamak gayret, sabır ve sebat ister.

Dergi, günlük gazete ile kitap arasında bir yerdedir. Dergi, çok gözün ahenk içerisinde bir arada olmasıdır. Hayata ve olaylara farklı gözlerle, farklı açılardan bakmayı icap ettirir.

Dergi, bir ekip işidir. Bir kadronuz olacak. Sürekli yazacak, çizecek. Yazarlar arasında da bir uyum olacak. Yazılar birbirinin tekrarı olmayacak. Okuyucuya geniş bir perspektif kazandıracak mahiyette olmalıdır. Gazete köşe yazıları gibi olmayacak, günlük yazı yetiştirme telaşı içerisinde olmadan, yazılar, görüşler biraz daha olgunlaşarak dergide yer alacak.

Hatay Keşif Dergisi, baştan yayın politikasını iyi tespit etmiştir. Derginin kapak tasarımından iç sayfaların tasarımına kadar her şeyi göze hoş gelmektedir. Estetik anlayışla okuyucunun albenisine sunulmuştur. İçindeki yazılar okuyucunun ilgisini çekmektedir. Zira insana yaşadığı ama bilmediği yerleri, olayları, kişileri anlatmaktadır. Sürekli şekil değiştirmeden, iyi bir tarz yakalayarak sürekliliğini korumuştur. Hatay Keşif Dergisi, logosundan kapağına, fotoğrafların kalite ve güzelliğinden sayfa düzenine, metinlerin konusu ve muhtevası gayet iyi hazırlanmıştır. Kuşe kâğıda renkli olarak basılmış bol fotoğraflarla süslenmiş çok farklı bir dergiydi. 7,5 yılda her ay aksamadan yayımlanmış 90 sayı ile son bulmuştur.

Şehrin değişik kademedeki yöneticileri kültür, sanat ve edebiyat dergileri yayımlayanlara destek olmalıdırlar. Zira “Sanatçıyı yaratan içinde bulunduğu ortamdır.”

Kadim bir şehir olan Hatay, 6 Şubat 2023 depremiyle yerle bir oldu ama geçmişin izlerini bu dergide bulmak mümkün.

Kitabın yayımlanmasını sağlayan Akdoğan Yayınevi sahibi Sayın Kamil Akdoğan’a, kitabın kapak tasarımını yapan Sayın Mehmet Tanrıverdi’ye ve değerlendirme yazıları gönderenlere teşekkürlerimi sunuyorum.”

9. sayıdan

Similar Posts

  • Uzak, Arif Berberoğlu

    Ben hep güneş giydimBulut giydim çocukluğumdaÖlü bir annenin rahmiydiToprağında kuru bir dal gibi titrediğim ovaOvanın ılgımında sudan atlara binerdimBir bilinmeze bir hayale sürerdim sürerdimHiç varamazdım el ettiğin o cenneteNehir yürüyüşlü sevdiceğim. Masal devi bildiğim günlerdi Deniz Gezmiş’iDenizlerde dolaşan o dervişi…Bir mum gibi bükülürdü muskalı boynumBaktıkça ırmağın karşı kıyısındaKomşu köy okulunda yazı yazan çocuklaraVe yazıda yalınayakAyaklarımın…

  • Bir Doğum Öfkesi, Nede Hocaoğlu

    Sahi! Ben ölü doğdum diye yaşamadın mı? Adsız yerlerde doğdum.Toprağım yok!Hikayem yok!Pörsümüş memelerden oluk oluk umutsuzluk emdim.Her damla da emdiğim sütlerin boşluğuna çekildim. Ben ki ölü doğdum!Yedinci çığlıkta ben doğdum.İş işten diller evimden geçti.Toprağı yok mezarımın. Fildişi mermer yollarımdaki sırtları ezberledim.Bahsedilen kırılgan hat üzerinde yürüdüm.Diz yaralarıma su serptim,İyileşmeyen yaraları da heybeme yükledim. Zemheri çığlıklarda doğumları…

  • Serap, Bilsen Başaran

    sarp yamaçlardan süzülerek indirenömrümüzün sırtındaki kanattır anneömre uzun bir umut sesi düşer babalardanuykulu anımızdaki öpücüğe saklanan. ana olmak emektirtartısız vermek dorukça sevmek su üstünde yürümektirbile bile bir dehlize girip sorgusuz ilerlemektirhayatın günlerini saçlarıyla karadan ak’a[süpürebilmektirverdikçe büyümektiriki olmak üç olmak dörtlenmektirana olmak sorgusuzca parçalara bölünmektir-kim bilmez-arkaya bakmadan döküp emeklerini boşluğadelik ceplerle çekip gitmektir şifacı kadınların parmaklarıdır…

  • |

    Seyahat(name)lerdeki Antakya- 49, ANDRE THEVET

    André Thevet isimli 12. Bölüm’de geçer. Ancak ölümünden önce planladığı işleri tamamlayamadığı için şehir eksik kalmıştır. Aynı durumun Filistin’de de yaşandığı söylenebilir; çünkü bugün orada gerçekten bağ bulunduğunu söylemek güçtür, her ne kadar ben araştırmak için büyük çaba harcamış olsam da.Buna rağmen bazıları bu ülkenin çok iyi şaraplar verdiğini söyler; hatta üzüm salkımlarının bir buçuk…

  • Bir Asi’nin Hikayesi, Mithat Çolak

    Insanlar yüzyıllardır beni ters akan bir nehir olarak biliyor. Bana bu adın verilmesi Lübnan’ın asi topraklarında dogdugumdandir belki de. Binlerce yıldır duyduklarimi ve gördüklerimi taşırım bagrimda. Hafızam bu toprakların cagildayan hatiralaridir adeta. Sayısız zamandır yaşam vermişim toprağa.Hayat tasimisim insanlara.Sorgusuz beslemisim insanları. Hele de beni sarıp sarmalamis olan kadim sehrimi.Habibi Neccar’ın seyretmeye doyamadigi Antakya ‘yı. Şehir,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir