“RUHLARIN DANSI” VE“AH KALBİNE BİR İNANSAM” KİTAPLARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİM, Zübeyde Fırat
“RUHLARIN DANSI” VE
“AH KALBİNE BİR İNANSAM”
KİTAPLARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİM
Merhabalar,
Gülizar Atan’ın Akdoğan Yayınevinden çıkan, “Ruhların Dansı” isimli anekdotlarından oluşan öykü tadında kitabı ve “Ah Kalbine Bir İnansam” isimli şiir kitabı olmak üzere iki kitap incelemesi üzerinde birlikte düşünelim.
Gülizar Atan’ın şiirlerine baktığımızda genel olarak içten ve samimi bir dil kullandığına tanıklık ederiz. Onun şiirleri yalnızca sözcüklerle kurulmaz, onlar aynı zamanda bir vicdanın yankısıdır. Dünyada yaşanan her türden haksızlığa ve adaletsizliğe karşı yazılan şiirler de böyledir. Bu tür şiirlerde şair, yalnızca estetik bir dil kullanmaz, aynı zamanda çağına da tanıklık eder. Gülizar Atan bu tanıklığını günlük tutarak da öyküleştirir ve çağındaki İzmir yaşantısını gelecek kuşakların bilgisine bir armağan olarak sunar. Ege bölgesi, İzmir, Datça dedelerinin ve babasının yasadığı Girit onun öykülerinde ve şiirlerinde geniş yer tutar. O eskilere duyduğu özlemini kalemine döker.
Gülizar Atan yaşadığı çağın zorluklarını dile getirirken aynı zamanda okuyucusunun iç dünyasında bir sorgulama alanı da açar. Onun şiirinde önemli ve dikkat çeken bir unsur da şudur; O dizelerine yansıttığı öfkeli söylemi bir tepki olarak bırakmaz, onu okuyucuda bir duyarlılığa ve düşünmeye dönüştürür. Bu nedenle onun dizeleri yalnızca okunmaz hissedilir…
O süslü cümleler kurmaz, derin anlamlarla uğraşmaz. Söylemek istediklerini ilk anlamlarıyla ve sade bir dil kullanarak derin çağrışımlar yaptırır. Haksızlığın ve adaletsizliğin yol açtığı, insanın kendine yabancılaşma sürecine şiirlerinde geniş yer açar. Çünkü onun amacı sadece edebiyat yapmak değildir. O aynı zamanda içinde yaşadığı çağın çelişkilerini iyi ya da kötü kendi vicdan süzgecinden geçirerek okuyucusunu adeta silkelemek ister. Onun kalemi sadece görmekle yetinmez, hisseder, hissettirir. O yazarak dünyadaki haksızlıkları engellemeyeceğinin de farkındadır ama insanın içindeki sessizliği, duyarsızlığı yok edip onun yerine bir uyanış, bir irkiliş yaratma çabasındadır.
Onun şiirinde savaş haberlerine alışmak, yoksulluğu sıradanlaştırmak, bir ağacın kesildiğini görmek ve bu olup biten olaylara duyarsız kalmak, insanın içindeki merhamet toprağının kuruması anlamına gelir. Işte tam da bu noktada şairin korkusuyla birlikte isyanı başlar. Çünkü o bilir ki merhametini ve vicdanını yitiren insan dünyayı bir cehenneme çevirme potansiyeline ulaşmıştır. Şiirlerinde kullandığı didaktik dil ve “tiksiniyorum”, “sevmiyorum”, “aranızda olmaya niyetim yok” gibi anlatımlar onun tamamen karamsar bir yapıda olduğunu düşündürse de aslında o bilir ki insanın özü kolay kolay yenilmez, yok olmaz. Bazen bir şiir, bazen bir çocuğun masum bakışı, bir insanın bir insana yardım etmesi, kararan düşünce dünyasına bir umut, bir dal olur. Evinin balkonunda kurduğu küçük cennet, vicdanla söylenmiş güzel bir söz, insanın içindeki öfkenin, kinin ve kibrin yani insanı kendi özünden uzaklaştıran bütün kötücül duyguların insan vicdanını bastıramayacağına, eninde sonunda kurtuluşun yine insanda olduğuna inanır. O insandaki vicdanı uyandırmak için dilini ve kalemini işte bu amaçla sivriltir…
“Doğunun Kraliçesi Antakya Hatay” isimli şiirinde “ bakarsın üç semavi dinden üç mezar/ yan yana yatmış uyuyor / hem hiç rahatsız olmadan / çan sesinin ezan sesi ile karıştığı/”dizelerinde görüldüğü gibi dinlerin insanları ötekileştirildiği günümüz dünyasına göndermeler yaparak her canlının bir bütünün parçası olduğunun altını çizer. Tüm insanların gelenek ve görenekleriyle bir arada yaşamasının büyük bir zenginlik olduğunu betimler.
“Bilge kentim / kimleri barındırmadı ki topraklarında” sorusuna “koynunda birçok uygarlık barındıran Antakya’m / o yüzdendir insanın sevgisi ve hoşgörüsü, bilirim” diyerek yine kültürlerarası zenginliğin güzelliğini anlatır okuyucusuna. O kentlerin ve o kentlerde yaşayan insanların farklılıklarıyla büyük bir bütünü oluşturduklarının altını çizer bu şiirinde.
Gülizar Atan yazdığı şiirleri insanın düşünce dünyasında bir resme dönüştürür. Okuyucu şiirde bir resmin ya parçası ya da izleyicisine dönüşür bir anda. “Yıldız Tozu Serpilmiş Geceye” isimli şiirinde özlemle andığı Datça’yı bir manzaraya dönüştürüp sunar okuyucusuna. “Sahilde çakıl taşları /üzerinde bir tahta masa, tahta sandalyeler/ küçük bir el radyosu yanımda” dizelerinde okuyucu istese de istemese de kendisini o manzarayı düşünürken bulur.
Gülizar Atan yaşamın bütün alanlarında ve insanın bütün duygularında gezdirir okuyucusunu. Doğada dolaştırıp zeytinin hakkını sordurur, bir anne sevgisinde sonsuzluğun kapılarını buldurur…
“Zeytinime Dokunma” başlıklı şiirinde öfke doludur sesini çıkarmayanlara, sırça köşelerinde kılını kıpırdatmayanlara. “Elinizi taşın altına koymayacak kadar korkaksınız” bir çığlıktır, bilir ki sesini duymayanlara duyurmak içindir o çığlık. “Sizden önceki adanmışların gölgesine sığınır, ancak onların söylediklerini tekrar yaparsınız.” bu içten bir serzeniştir aslında, söylenmişleri değil onların üstüne yeni bir söylem ya da eylem olması gerektiğini söyler.
Onun şiiri bir isyan şiiridir. Öfkeli ve dikenlidir. Çünkü o insanı uyandırmak için sadece dürtmekle yetinmez aynı zamanda silkeler. Dünyayı kirletenlere ateş püskürür adeta.
“Selam Duruyorlar” şiirinde “Öyle bir kirli ki ortalık / hırs ve kazanma duygusu ile tüm değerler hinlikle tüketiliyor” diyor. İnsanın doğasının kapitalizmin kirli emelleriyle nasıl kirletildiğini gözler önüne seriyor. Maddesel bir hastalığın insana bulaşıp insanı nasıl canavarlaştırdığını anlatıyor.
Yaşamın dayattığı zorluklar karşısında insanın takındığı tavır önemlidir onun için. Her zorluğun bir insana adım attırması gerekirken, insanın kolayı seçip kendi özüne ihanet etmesine öfkelidir…
Zor anlarda gösterilen direnç onun için insana yakışan tavırdır. Zorluklara teslim olanları kabullenemez ve onların kendi yetilerinin farkında olmadan yaşamalarını sindiremez.
“Dostlar” şiirinde bütün bu yaşanmış çelişkilerin, ihanetlerin, hırs ve kıskançlıkların içinde yine de umuda sarılır o. Ve yine insandan yana bir umutla seslenir okuyucusuna. “Yaşadığımız güzel günleri düşünelim / olumlu enerji yayalım / Güzel günler gelecek yeniden.” dizelerinde görüldüğü gibi yine de vazgeçmez insandan. Bilir ve inanır ki insan gelişebilir, değişebilir. Bütün karamsarlıkları eliyle bir yana atıp içinden umuda ve yaşamın güzelliklerine sarılır. İnsanların daha yüksek bir bilince ulaşmalarını kendine dert edinir Gülizar Atan. Zor bir sorumluluğu üstlenerek “İnsan” şiirinde şöyle seslenir: “Önce insan olmak diyorum /ne yaparsan yap/ nerede olursan ol / önce insana yakışır ol.” O insanın yaratılan bir bütünden bir parça olduğuna ve insanın bu parçada bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inananlardandır. Gök ve yer, Yin ve Yang kendi ekseni etrafında sürekli dönen ve bu yüzden aşağıyı ve yukarıyı, iyiyi ve kötüyü, evet ve hayır bir çok özelliği içinde barındıran insanın, kendi farkında olarak, kendisini deneyimleyerek gerçeğe ulaşabileceğine inanır. Ve şöyle seslenir “Her Şey İnsan İçin” şiirinde: “Bazen kendimi çok iyi hissederim / geçici olduğunu öylesine bilirim ki / durumun rehavetine asla kapılmam / bilirim her şey insan içindir.” İşte durmadan inip çıkan, düşüp kalkan, hastalanıp iyileşen ve asla güzelden, iyiden umudunu kesmeyen Gülizar Atan…
“Afganlı Kadın” öyküsünde insana yine insanca bakar. Yabancı uyruklu bir kadının, yabancısı olduğu ülkemizdeki zorlu yaşamını döker satırlarına, onu sahiplenir. Ve öykünün sonunda söylenmesi gerekeni söyler. Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkın, Atatürk ilke ve devrimlerine daha bir sahip çıkın, cehaletin önüne set olun. Önemli bir mesajdır bu onun için. Kazanılmış tüm hakları ellerinden alınmış Afganlı Kadın, Cumhuriyet’i ve onun değerlerinin önemini bir kez daha hatırlatır bize.
“İnsan Cennetini Yaratmalı” öyküsünde şehrin yorgun ve kalabalık atmosferini evinin küçük
balkonunda çiçeklerle kurduğu küçük bir cennette temize çeker. Begonvilleri, limon çiçekleri onun annesinden, babasından birer hatıradır aynı zamanda. Kendi cennetini yaratmanın huzuruyla, okuyucusuna her insanın kendi cennetinin kendi elinde olduğunu hatırlatır. İçindeki sesi koruyabildiği sürece dünyanın gürültüsüne sık sık kapatır kendini.
“Zeyno ve Ada”, “Dünya’mla bir bayram sabahı” öykülerinde torunları ve torunlarının nezdinde bütün çocukların hayatın değerli bir armağanı olduğunu ve onlara özenle davranılması gerektiğini belirtir.
Onları hayata hazırlarken kendine güvenen, topluma faydalı bireyler olmaları için tüm sevgisiyle zaman geçirir onlarla. Torunlarıyla geçirdiği her an çok değerlidir onun için.
Gülizar Atan, şiirlerinde bulduğumuz ögeleri öykülerine de taşımıştır. Şiirinde değindiği ve büyük bir duyarlılıkla seslendiği insanın duyarsızlaşması, sorumluluklarını yerine getirmemesi, vicdanının sesini duyamaması gibi kavramları öykülerine de taşımıştır. Öyküleri ve şiirleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde insanın bilgi bakımından büyürken; vicdan, merhamet ve içsel derinlik bakımından aynı ölçüde büyümediğini ve bu durumun insanı kirlettiğini belirtir. O insanın özünde iyi olduğuna yürekten inanır. Aslında insan iyidir, çoğu zaman yorgundur, kendisine dayatılanı sorgusuzca kabullenişi onu kendinden uzaklaştırmıştır. O insanın gerçeği aradığında da bulabileceğini inanır.
Gülizar Atan o insan arayışı ve özlemiyle yazar her dizeyi. Hızın, tüketimin ve çıkar ilişkilerinde kaybolmuş insanın kedisine yabancılasmasını bir türlü sindiremez. Çünkü o bilir ki insanı insan yapan yalnızca aklı değildir. Vicdanı, utanması ve sınırı bilmesidir.
9. sayıdan