Gabriel de Luetz’in Antakya İzlenimleri
Gabriel de Luetz’in Antakya İzlenimleri
Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde Fransa’nın İstanbul büyükelçisi olan Gabriel de Luetz, yani Gabriel d’Aramon, Kanuni Sultan Süleyman’ın İran seferine gözlemci olarak katıldı. Maiyetindeki Jean Chesneau’nun kaleme aldığı seyahatnamede Antakya, görkemli surlarıyla ama artık köy görünümüne yaklaşmış hâliyle anlatılır.
Gabriel de Luetz Kimdir?
Gabriel de Luetz ya da daha yaygın bilinen adıyla Gabriel d’Aramon, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde Fransız büyükelçiliği yapmış bir aristokrattır.
1547 yılında Fransa Kralı I. François tarafından görevlendirilmiş, daha sonra onun ölümü üzerine yerine geçen oğlu II. Henry döneminde de görevine devam etmiştir.
Usta Bir Diplomat
Gabriel d’Aramon, yalnızca diplomatik görev üstlenen bir elçi değildi. Aynı zamanda Osmanlı topraklarında bulunan Fransızların korunması, esirlerin kurtarılması ve Doğu’da araştırma yapan Avrupalı bilginlerin desteklenmesiyle de bilinen etkili bir isimdi.
“Gabriel d’Aramon usta bir diplomat ve Fransız çıkarlarının güvenilir bir koruyucusu olarak tanınmıştı. Kendi parası ile Fransız esirlerinin fidyelerini vererek kurtarılmalarını sağlıyor, vatandaşlarını koruyup barındırıyordu.”
Bilginleri Himaye Eden Büyükelçi
TDV İslam Ansiklopedisi’nde aktarıldığı üzere d’Aramon, Osmanlı topraklarında ilmî araştırmalar yapan önemli isimleri de himaye etmiştir. Pierre Belon, Pierre Gilles, Guillaume Postel ve Nicolas de Nicolay gibi araştırmacılar onun desteğini görmüş, hatta seyahatlerinde yanında bulunmuşlardır.
Bu durum, d’Aramon’un seyahatini yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda bilimsel ve kültürel açıdan da değerli kılar.
Kanuni’nin İran Seferine Katılışı
Gabriel d’Aramon, Fransa Kralı II. Henry tarafından, dönemin Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın İran seferine gözlemci olarak katılmakla görevlendirildi.
Maiyetindeki bir grupla birlikte bu sefere katıldı. Bu grubun içinde yer alan Jean Chesneau, daha sonra bu seyahati kaleme aldı.
Le Voyage de Monsieur D’Aramon
Le Voyage de Monsieur D’Aramon, 1887 yılında Paris’te 295 sayfa olarak yayımlanmıştır. Seyahatname esas olarak iki bölümden oluşur.
- Birinci bölümde büyükelçinin Paris’ten İstanbul’a seyahati ve İstanbul’daki gözlemleri yer alır.
- İkinci bölümde ise Kanuni Sultan Süleyman’ın İran seferi anlatılır.
Dergâh Yayınları tarafından yayımlanan D’Aramon Seyahatnamesi ise 102 sayfalık Türkçe bir baskıdır.
10-23 Aralık 1549: Antakya ve İskenderun
Gabriel d’Aramon ve maiyeti, 10 Aralık 1549 ile 23 Aralık 1549 tarihleri arasında Antakya ve İskenderun çevresindedir. Bu kısa zaman aralığı, 16. yüzyıl ortalarında Antakya’nın görünümüne dair önemli bir tanıklık sunar.
Antakya: Görkemli Geçmiş, Köy Görünümünde Bugün
“Ve iki gün sonra, eskiden kudretli bir hükümdar tarafından yapıldığına ve büyük bir beyin meskeni olduğuna dair görkemli bir görüntüsü olan Antakya’ya vardık. Bugün ise burası, evlerinin çoğu oraya buraya serpiştirilmiş bir köy gibi düzenlenmiştir ve birçok yeri de boş ve çoraktır. Türkler, Ermeniler ve çok az da Yahudi vardır.”
16. Yüzyılda Antakya’nın Nüfusu ve Görünümü
Seyahatnamedeki kısa ama çarpıcı tanım, Antakya’nın 16. yüzyıl ortalarındaki durumuna dair önemli ipuçları verir. Bir zamanların büyük ve ihtişamlı kenti, artık yer yer boşalmış, evleri dağınık biçimde yayılmış, köy görünümüne yaklaşmış bir yer olarak betimlenir.
Buna rağmen şehirde Türkler, Ermeniler ve az sayıda Yahudinin yaşadığı belirtilir. Bu bilgi, dönemin Antakya’sındaki çok katmanlı toplumsal yapının küçük ama önemli bir kaydıdır.
Görülmeye En Layık Şey: Antakya Surları
“Bu şehirde görülmeye en fazla layık olan şey eskiden son derece güzelmiş gibi görünen, harikulade bir biçimde inşa edilmiş ve neredeyse tamamı mermer taştan olan surlardır.”
Surların Etkisi
Gabriel d’Aramon seyahatnamesinde Antakya’nın en dikkat çekici unsuru olarak surları öne çıkarır. Birçok seyyah gibi o da Antakya’nın eski ihtişamını öncelikle surlar üzerinden okur.
Şehir yoksullaşmış, evleri dağılmış, birçok yeri boş ve çorak hâle gelmiş olsa da, surlar geçmişteki büyük Antakya’nın hâlâ görülebilen en etkileyici kalıntılarıdır.
Şehrin Konumu ve Kale
Seyahatnamede Antakya’nın eğimli bir konuma sahip olduğu, surların bu eğimi içine alacak şekilde yükseldiği belirtilir. Ayrıca dört büyük ve yüksek tepecikten birinin zirvesinde kalenin bulunduğu yazılır.
“Şehrin konumu, eğimli ve söz konusu surları içine alacak şekildedir ve dört büyük ve yüksek tepeciğin birinin zirvesinde kale yer alır.”
Bu anlatım, Antakya’nın topoğrafyasını ve dağlarla bütünleşmiş sur sistemini yansıtır. Daha sonra Antakya’ya gelen birçok seyyah da aynı noktaya dikkat çekecektir.
1. Eski İhtişam
Antakya, geçmişte büyük bir hükümdarın meskeni olmaya layık görkemli bir şehir olarak anılır.
2. Dağınık Yerleşim
16. yüzyılda şehir artık evleri serpiştirilmiş, köy görünümüne yaklaşmış bir yer olarak betimlenir.
3. Surlar
Antakya’da görülmeye en layık yapıların, mermer taşlardan yapılmış görkemli surlar olduğu belirtilir.
4. Çok Katmanlı Nüfus
Şehirde Türkler, Ermeniler ve az sayıda Yahudi’nin yaşadığı bilgisi aktarılır.
İskenderun’a Geçiş
Antakya’dan sonra güzergâh İskenderun’a uzanır. Seyahatnamede İskenderun, yol kenarında sol kolda bulunan, dağların üzerine kurulmuş küçük bir kalenin altındaki oldukça verimsiz bir köy olarak anlatılır.
“Buradan sonra, yol kenarında sol kolda bulunan, dağların üzerine kurulmuş küçük bir kalenin altındaki oldukça verimsiz bir köyde konakladık.”
Orijinal baskının sonraki sayfasında ise İskenderun’dan “bir kale, birkaç ev ve dükkândan oluşan küçük bir kasaba” şeklinde söz edilir.
Orijinal Baskıdaki Dipnot
Le Voyage de Monsieur D’Aramon adlı orijinal baskıda, Antakya surlarından söz edilen cümleden sonra bir dipnot yer alır. Bu dipnotta Antakya’nın kuruluşundan o güne kadar geçen tarihi, şehrin hangi dönemlerde kimlerin eline geçtiği bilgileri üzerinden özetlenir.
Bu durum, 19. yüzyılda yayımlanan metnin editörlerinin de Antakya’yı yalnızca bir geçiş noktası değil, derin tarihsel geçmişe sahip özel bir şehir olarak gördüğünü gösterir.
Kanuni’nin Ordusu ve Antakya Çevresi
Antakya’dan söz edilen bir diğer bölüm, Kanuni Sultan Süleyman ve ordusunun Halep’e girişi ve burada konuşlanmasıyla ilgilidir.
Bu bölümde, ordunun bir kısmının Halep’te kaldığı, bir kısmının ise çevreye yayıldığı belirtilir. Bu çevre yerleşimler arasında Antakya da vardır.
Böylece Antakya, 16. yüzyıl Osmanlı askeri hareketliliği içinde de bir çevre merkezi ve konaklama alanı olarak karşımıza çıkar.
Sonuç: 1549’da Antakya’nın Kısa Ama Değerli Bir Görünümü
Gabriel d’Aramon seyahatnamesinde Antakya’ya ayrılan bölüm uzun değildir. Ancak kısa olmasına rağmen 16. yüzyıl ortalarında şehrin nasıl göründüğüne dair güçlü bilgiler verir.
Antakya artık eski çağların büyük ve kalabalık merkezi değildir; evleri dağınık, birçok yeri boş ve çorak, köy görünümüne yaklaşmış bir yerleşimdir. Buna rağmen surları hâlâ hayranlık uyandırmakta ve kentin eski ihtişamını hatırlatmaktadır.
Bu nedenle Gabriel d’Aramon’un Antakya kaydı, Seyahat(name)lerdeki Antakya dizisinde, eski görkem ile Osmanlı dönemi taşra görünümü arasındaki geçişi göstermesi bakımından önemli bir tanıklık olarak okunmalıdır.
Seyahat(name)lerdeki Antakya
Seyyahların, tarihçilerin, elçilerin ve eski kaynakların Antakya’ya dair tanıklıklarını bir araya getiren yazı dizimizi inceleyebilirsiniz.
Tüm Seyahat(name)lerdeki Antakya YazılarıKaynakça
- Le Voyage de Monsieur D’Aramon (Ambassadeur pour le Roy en Levant), Paris, 1887.
- D’Aramon Seyahatnamesi: Kanuni Devrinde İstanbul-Anadolu-Mezopotamya, Jean Chesneau, Türkçesi: Işıl Elverdi, Dergâh Yayınları, 2012.
- TDV İslam Ansiklopedisi.
- Frédéric Tinguely, L’Ecriture du Levant à la Renaissance: Enquête sur les voyageurs français dans l’empire de Soliman le Magnifique.