İmparator Julian’ın Antakya Ziyareti

Seyahat(name)lerdeki Antakya – 15

İmparator Julian’ın Antakya Ziyareti

Son pagan Roma İmparatoru olarak bilinen Julian, 362 yılında Pers seferi hazırlıkları sırasında Antakya’ya geldi ve dokuz ay boyunca şehirde kaldı. Bu ziyaret, yalnızca bir imparatorun konaklaması değil; kıtlık, din, siyaset, alay, öfke ve hayal kırıklığıyla örülü büyük bir tarih sahnesiydi.

Flavius Claudius Iulianus Kimdi?

Flavius Claudius Iulianus, daha yaygın bilinen adıyla Julian, 331 yılında doğmuş, 363 yılında hayatını kaybetmiş Roma imparatorudur. 361 ile 363 yılları arasında imparatorluk yapmış; felsefeyle, edebiyatla ve Platoncu düşüncelerle yakından ilgilenmiştir.

Julian imparator olmadan önce Avrupa’da zaferler kazanmış bir komutandı. Soyundan geldiği Büyük Konstantin ve aile çevresi gibi Hristiyan geleneklerine göre yetiştirilmiş, hatta ruhban sınıfının ast bir üyesi olarak takdir görmüştü.

“Dönek” Julian

Julian hiçbir zaman gerçekten benimsemediği Hristiyanlık karşısında uzun süre “mış gibi” davranmıştı. İmparator olduğu andan itibaren ise geleneksel Roma dini olan paganizmi yeniden yüceltmeye çalıştı. Bu nedenle Hristiyan çevrelerce “dönek” olarak suçlandı ve bu yafta ölümünden sonra da peşini bırakmadı.

Akıntıya Karşı Kürek Çekmek

Julian’ın amacı Roma İmparatorluğu’nu eski gücüne kavuşturmaktı. Ancak artık tarihsel yerini büyük ölçüde doldurma aşamasına gelmiş çok tanrılı dini savunması, akıntıya karşı kürek çekmekten başka bir şey değildi.

Buna rağmen Julian, iktidarı tam olarak ele geçirdiği andan itibaren başka imparatorlardan çok da farklı davranmadı. Roma İmparatorluğu gibi gücünü ordusundan ve yayılmacılığından alan büyük bir siyasi yapının başındaki kişiden beklenen neyse onu yaptı. İktidarına engel gördüğü akrabaları dâhil birçok kişiyi tasfiye etti.

Onun hakkında olumlu sözler söyleyen az sayıdaki isimden biri olan Ammianus Marcellinus bile, Julian’ı bu tasfiyeciliği nedeniyle eleştirmişti.

Pers Seferi ve Antakya

Julian da kendisinden önceki birçok Roma imparatoru gibi Doğu’da kazanacağı zaferlerin hayalini kuruyordu. Ününü ancak böyle bir zaferle sağlamlaştırabileceğini düşünüyordu. Doğudaki büyük düşman ise Romalıların sürekli karşı karşıya geldiği Perslerdi.

Kaynaklara göre Julian’ın Perslere karşı hazırladığı ordu, 4. yüzyılda yabancı bir düşmana karşı kurulmuş en büyük Roma ordularından biriydi. Ne var ki bu sefer Julian için başarı getirmedi. Hayatını kaybetmekle kalmadı; kendisinden sonra gelen Roma hükümdarlarına, Roma topraklarından koparak genişlemiş daha güçlü bir Pers tehdidi bıraktı.

Bu yazının konusu: Julian’ın Pers seferinin askeri sonuçları değil, Antakya’da geçirdiği dokuz ay boyunca yaşananlar, şehirle kuramadığı ilişki ve bu ziyaretin Antakya tarihindeki yeridir.

Julian 18 Temmuz 362’de Antakya’ya Geldi

Tarihte son pagan Roma İmparatoru olarak bilinen Julian, Perslere karşı yürüttüğü sefer sürecinde ordusuyla birlikte İstanbul’dan ayrıldı. 18 Temmuz 362 tarihinde Antakya’ya geldi ve yaklaşık dokuz ay boyunca burada kaldı.

Julian’ın üç yılı bile bulmayan kısa imparatorluk süresinin dokuz ayını Antakya’da geçirmesi, tarihin akışını etkileyen olayların önemli bir bölümünün Antakya’da yaşanması anlamına gelir.

Antakya’da Hayal Kırıklığı

Julian için Antakya ziyareti tam anlamıyla bir hayal kırıklığıydı. Antakya’da beklediği itibarı görmedi; alay konusu oldu, başarısızlığa uğradı, halkla iletişim kuramadı ve günlerce uykusuz kaldı.

Hristiyan Bir Şehirde Pagan İmparator

Julian’ın imparator olduğu dönem, Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu sınırları içinde hızla yayıldığı bir süreçti. Bu yayılmanın en güçlü biçimde görüldüğü şehirlerden biri de Antakya’ydı. Hatta bu dönem için Antakya’dan artık bir Hristiyan şehri olarak söz etmek mümkündür.

Julian ise bu gidişata karşı çıkıyor, insanların eski pagan inanışlarına dönmesi için çaba harcıyordu. Ancak Antakya’da bu çaba beklediği karşılığı bulmadı.

Daphne’de Beklenen Büyük Ayin

Bazı kaynaklara göre Julian, Daphne’de Apollon anıtı önünde görkemli bir pagan ayini düzenlenmesini istedi. Tören kıyafetleri içindeki kalabalıkları, Apollon’a ve diğer tanrılara adanacak çok sayıda kurbanı bulmayı umuyordu.

Fakat alana gittiğinde kendisini yalnızca bir papaz karşıladı. Üstelik adak olarak getirilen tek şey bir kazdı.

Daphne’deki Apollon Tapınağı Yangını

Bu olaylardan kısa süre sonra Daphne’deki Apollon Tapınağı’nda büyük bir yangın çıktı. Böylece pagan inanışının Antakya’daki en büyük sembollerinden biri bir daha kullanılamaz hâle geldi.

Julian yangından Hristiyanları sorumlu tuttu ve bunun üzerine kentin en büyük kilisesini ibadete kapattı. Bu gelişme, Antakya’daki dini gerilimin ne kadar yüksek olduğunu gösteren en önemli olaylardan biridir.

1. Kıtlık ve Ekonomik Kriz

Julian’ın Antakya’da bulunduğu dönemde şehirde ciddi bir kıtlık ve ekonomik kriz vardı. Devasa Roma ordusunun aylarca Antakya’da kalması bu krizi daha da ağırlaştırdı.

2. Hristiyanlığın Yükselişi

Antakya’da Hristiyanlık hızla yayılmıştı. Julian’ın paganizmi canlandırma girişimleri şehirde beklediği karşılığı bulmadı.

3. Askeri Lojistik Üs

Pers seferi sırasında Antakya, Roma ordusu için önemli bir hazırlık ve lojistik merkeziydi. Bu durum sonraki yüzyıllarda da sık sık tekrarlanacaktı.

4. İletişim Krizi

Antakyalılar Julian’ı benimsemedi. Onun sakalı, filozofça yaşam tarzı ve dini politikaları şehirde alay konusu oldu.

Antakya’daki Kıtlık

Julian’ın Antakya’da bulunduğu dönemde şehirde eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik kriz ve kıtlık vardı. Hatta bu kıtlık, tarihin en iyi belgelenmiş kıtlıklarından biri olarak anılır.

Julian’ın ordusunun Antakya’da aylarca kalması kıtlığı daha da artırmış olmalıdır. Kaynaklar, sefer için şehirde bekleyen devasa ordunun iyi beslendiğini aktarır. Bu durum doğal olarak imparator ile Antakya halkı arasındaki mesafeyi daha da büyütmüştür.

Julian ise Misopogon adlı hiciv metninde kıtlığın sorumlusu olarak Antakyalı stokçuları göstermiştir.

Misopogon: Sakal Düşmanı

Antakyalılar Julian’ın görünüşüyle, özellikle de dağınık sakalıyla alay ediyordu. Julian buna karşılık Misopogon yani “Sakal Düşmanı” adıyla bilinen hiciv metnini kaleme aldı.

Bu metinde aslında çok iyi şeyler yapmaya çalıştığını, fakat Antakyalıların kendisini anlamadığını, sürekli aşağıladığını ve küçümsediğini yazdı.

Daha da ilginç olanı, bu metnin Antakya’nın en büyük anıtlarında sergilenmiş olmasıdır. Bir imparatorun, kendisini alaya alan bir şehre karşı yazdığı savunma ve saldırı metnini yine o şehirde teşhir etmesi, Antakya tarihinin en dikkat çekici olaylarından biridir.

Antakyalılar Julian’ı Neden Benimsemedi?

Ekonomik kriz, kıtlık, devasa ordunun şehir üzerindeki yükü, Hristiyan nüfusun pagan politikaya mesafesi ve Julian’ın Antakyalılarla kuramadığı iletişim, bu gerilimin temel nedenleri arasında sayılabilir.

Ammianus Marcellinus ve Libanius’un Tanıklığı

Julian’ın Antakya’da kaldığı dokuz aylık dönem hakkında oldukça net bilgilere sahibiz. Bunun nedeni yalnızca Julian’ın kendi eserlerinin günümüze ulaşması değildir.

Aynı zamanda Roma tarihinin en önemli kaynaklarından birini yazan Ammianus Marcellinus ile Antakyalı büyük sofist Libanius, bu dönemin birinci elden tanıklarıdır.

Julian’ın kendi metinleri, Ammianus’un anlatıları ve Libanius’un eserleri birlikte okunduğunda, 4. yüzyıl Antakya’sı hakkında son derece canlı bir tablo ortaya çıkar.

Antakya’da Dokuz Ayın Sonuçları

  1. Antakya’da kıtlık ve ekonomik kriz Julian’ın gelişiyle daha görünür hâle geldi.
  2. Paganizmi canlandırma girişimleri Antakya’da başarısız oldu.
  3. Antakya, Pers seferi için Roma ordusunun lojistik üssü hâline geldi.
  4. Antakyalılar Julian’ı benimsemedi ve onunla alay etti.
  5. Julian Misopogon ile Antakyalılara cevap verdi.
  6. Daphne’deki Apollon Tapınağı yangınla yok oldu.
  7. Şehirde Hristiyanlık ile paganizm arasındaki gerilim açık biçimde görünür hâle geldi.

Sonuç: Bir İmparatorun Antakya’da Uğradığı Yenilgi

Julian Antakya’ya büyük bir imparator, bir komutan ve paganizmi yeniden diriltmek isteyen bir reformcu olarak geldi. Fakat Antakya’da beklediği ilgiyi, desteği ve saygıyı bulamadı.

Kıtlıkla boğuşan, Hristiyan kimliği güçlenen, kendi mizahı ve toplumsal tepkisiyle imparatoru karşılayan Antakya, Julian için askeri sefer öncesi bir hazırlık merkezi olmaktan çok daha fazlasına dönüştü.

Bu dokuz ay, hem Julian’ın hayal kırıklığının hem de Antakya’nın 4. yüzyıldaki dini, ekonomik ve toplumsal yapısının en güçlü tanıklıklarından biri olarak tarihteki yerini aldı.

Seyahat(name)lerdeki Antakya

Seyyahların, tarihçilerin, imparatorların ve eski kaynakların Antakya’ya dair tanıklıklarını bir araya getiren yazı dizimizi inceleyebilirsiniz.

Tüm Seyahat(name)lerdeki Antakya Yazıları

Kaynakça Notu

Bu yazıda Julian’ın kendi metinleri, Misopogon, Ammianus Marcellinus ve Libanius’un Antakya’ya ilişkin tanıklıklarından yararlanılmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir