Nerede Kalmıştık Antakya’m, Süleyman Okay
Bir tandır sıcaklığında yorgansız geceler
geceler boyu yıldızlar parkta uyur
arada bir göz kırpar
kayar nöbet değiştirir yakamıza konar
ışık böcekleri uğurdan kanatlarıyla
Zil zurnadır artık Antakya
sevdaları emer en sıcak uçlarından
Çiçek Kahvesi’nden geçilir karşı kıyıya çimerek
çimmek arınmaktır günahlarından
günahlar işlenmek içindir kanaviçe sevişmelerle
Kantara Çıkmazı’ndan çıkarak geldim
hoş geldim masanıza
armonika mı ağzınızdaki Bağdat türküsü
acaip baş mı bağlar Antakya hanımları
bellelerde bulgur kurutur
sokuda bulgur
havanda biber döver
çocuklar kettüş* oynarken
bire’ler kele’ler saç saça baş başa
fırfır gülle yoyo
ve küspeci Havran’ın sinisinde
tepeleme fehli incirler
Köşker çarşısından
Emeğin ter akışını vurguluyordu
Muşta sesleri
İşte orada Usta Hanin
Çıtır mıtır diye sesleniyordu
Hacı Razzuk’a
Enzehlet’te seyran kilimleri
çapıt dokuma yün karışımı anılar
ocaklarda çalı çırpı patlıcan dolması eşki-aşı
tabbuhalarda
kırmızı çiçek açar sarmeyciler
Nerde kalmıştık anımsat
ama nerde kalmıştık
yoksullaştı belleğim
Çanacık’ta bir sokakta
nefesim geziye mi çıkmıştı
iki ayaklı bir boğayı çıldırtmıştı
Kırmızı kravatım
Yalçın usta
sen hala sol-ak mısın
Camlı Kahvede
elini uzatsan sulara değer
gele’ler bölüşülür akşamları
meyan şerbetlerindeki dingin
ve buzlu konaklar
konuk kumru
asma dallarında
yemyeşil bir asma kurdu
suskun karıncalar
ellerim nerdesiniz
Kıyısında dur bir nefeslik
Bizans surlarının
Öksürük Deliği’nden
kimler gelip geçti
bu kaynayan mozaik kentten
Ben giderim ardımda iz bırakmadan
açmayın anıların demir kapılarını
ak kağıt üstünde kara yazgım
sulak gözlüm Zuğeybe suları
akıyor hala suskun çeşmelerden
4. sayıdan