Son Senfoni, Şerif Kaya

terkedilmiş bir sevgili gibiydi
her yer!
dağınık saçlar,
şiş gözler
ve feri kaçmış bakışlar..!
kodlarını ezberletiyordu dünyaya sanki;
son kaşe;
altı iki yirmi üç 04:17!
sokaktaki koşuşturmanın,
yetişme çabasının yerine
bir dala konmuş kuşların,
bir köşeye sinmiş kedilerin
bekleyişi vardı
umutsuzca..!
dünyanın bütün ezberlerini sıfırlayacak
bilinmezlikleri beraberinde getirecek.
artık ne Hiroşima’dan
ne de Nagazaki’den söz edilebilir
Mezopotamya dururken!
Bir sevgilinin,
sevgi dolu dokunuşu değildi bu,
uykunun en tatlı saatinde
bizi uyandıran.
Vedalaşmak için üç gün süre verilen
Mübadele günleri de değildi
Hele ki Dersim Göçü hiç değildi!
“SS” subayının
kapı tekmeleyen,
duvarları üstümüze yıkan bağırışıydı sanki!
Bebeleri elinden alınan annelerin
çığlıklarını bile geçmişti
feryat figanlar..!
o son bakışa
o son dokunuşa bile izin vermeden…
çalınan son boru olmuştu;
kebap tezgahındaki
güleç yüzlü
Çukurovalının;
dondurma tezgahındaki
akrobatik gösterisi de yarım kaldı
Maraşlının;
adını ilinden alan
fıstık bahçeleri de sahipsiz kaldı
Anteplinin!
kayısısının tadı kalmadı
Malatyalının;
yanmaz olmuş “çıra”sı
Harputlunun;
bir anne sıcaklığıyla
kucaklayıp sarmalayan,
surları bile koruyamamış
taşı kara,
yazgısı kara
Diyarbakırlının;
peygamberler, nebiler şehri dememiş
boşaltmış tüm isotunu üstüne
Urfalının;
Kilis’e de bir nara savurmuş
öfkesi dinmemiş
bir canavar kızgınlığı ile!
Son sözünü ise;
kültürler, medeniyetler,
tatlar, güzellikler şehri
Antakyalının…!
Vedasını bile yapamadan ayrılan
sevgilinin uzattığı el boş kaldı
ne baba elini uzattı
ne de annenin feryat figanı duyuldu.
hamasetleri dinleyecek
kimseler kalmamışken ortalıkta
bildik nutuklar atıldı;
“yaraları saracağız!” diye!
oysa ki
mutsuz bekleyişler, sessiz çığlıklar,
feryat figanlar göğe yükseldi;
birbirine karışmış bütün sesler
tıpkı
kemanın yürek yakan inlemesi,
çellonun tellerinde
raks eden parmakların hüneri
davulun davudi sesi gibi;
oluşturuyordu orada
maestrosu belli olmayan bu son senfoniyi!

8. sayıdan

Similar Posts

  • Anne Sesinde Gazze, Nebihe Karasu

    “Bir annenin yüreği, savaşta bile sığınaktır.”Mahmud Derviş Sular bile susmuştu,evlerin duvarları gibi…bir annenin kalbinden taşan sessizlik,gökyüzüne değiyordu. Sütü kurumuştu,çocuğuna vereceği tek şeybir dua kırıntısıydı artık. Kundağında tozdan bir bebekgözleri taş, dudakları ekmek diye inlerdi.Gecenin içinden geçen uçaklar,her seferinde bir masalı daha öldürürdü. Kadınlar, yanık saçlarını toplardı sabahın külleriyle,her telinde bir çocuk adı,her nefeste bir mezar…

  • ANADOLU’DA TANİN, Duran Yaşar

    “Tanin”in sözlük anlamı: tanin: /Arapça, isim / (Ses) Çınlama, tınlama. Bilindiği gibi, 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilir. Otuz iki yıllık II. Abdülhamit zulmü sona erer. Artık, devlet yönetiminde İttihat ve Terakki söz sahibidir. Osmanlı’da biri bitmeden biri başlayan savaşlardan Anadolu insan gücünü yitirmiş, sürüler çobansız, tarlalar sabansız kalmıştır. Bu çaresizlikler yetmiyormuş gibi, Osmanlı’nın borçlarını tahsile…

  • FIRTINADA BİR YOLCULUK, Sabah Aras

    Pazar sabahı güneş yüzünü gösterdiğinde, şehirden uzaklaşmak isteyen dört kişilik bir aile yola koyuldu. Arabanın içinde neşe vardı; radyodan yükselen ezgilere anne-baba ve iki kardeş hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Yol boyunca göz alabildiğine uzanan yeşillikler, çocukların camlara yapışıp hayranlıkla baktığı dağ siluetleri ve kıvrılarak akan nehir, onları doğanın kucağına davet ediyordu. Ormanın içlerine doğru…

  • Hayalet Sandal, Arzu Kök

    Sıkı sıcak sarılışlarınızKopmaz bağlara dolanmış kollarınızYetmez sentetik kelimelerleÇözülmeyen bir ardı olur ufkun.Bu ne kımıldanışlardır, denizinSaklı soğuk koylarında dururDuruk bakış yalın yalnızlıkYalımda arar yakalanmışlıkDudak bükümlerinde çekilir içiniz.Tayfları derinde gizleyen gözİncidir denizciye,Sır aynalar gösterenYakamoz derisi duyumsatanDenizciye ezgidir, SizsizBir ufuk önünde çözülür.Kalkış sırrı kumullardırSessiz bir şey bakınca dipteKımıl kımıl, hani akışkanYapışkan bir canlıO kayıverir iç bulantlarında…Sıkı sıcak sarılışlarınızda…

  • Giden Kalmaz, Kemal Bayrakçı

    hangi sözcükleri alır yanınagiderken hangisini bırakır geriyeimler kalana her şeyin bittiğiniörter peçesini anıların yüzüneiçini ısıran bir hüzünle yürürkor hisleri tutulur zemheriye. bir çıban gibi sızlar kalbindedelice duyarsın eksikliğinikılıç yarasından derinceiz kalır gözlerinden geriyegözpınarlarından akan gurbet ezgilerisöyler gittiğini içindeki baharınhayatın ufkunu vedasız terk edenne yapsan dönmez geriye. gidenin bıraktığı lekeleri silçehresini aklından çıkaryıkılmış hayallerin toplamındanaşkın mahşerini…

  • Köklerime Dönüş, Acibe Sıkar

    Bir kıyıydın,Ben sana çarpan sabırsız bir dalga.Aynı taşa yazıldım durmadan,Sen hep suyun suskunluğu. Bir yangındım,Rüzgârlara bırakılmış.Sana değdikçe kor oldum,Sen serin bir gölge. Oysa ben tohumdum,Toprağın gizli cebine bırakılmış.Yağmur duamdı,Rüzgâr adımı bilmeden geçti. Köklerim karanlıkta konuştu,Gövdem sessizce kalınlaştı.Beni kimse görmedi;Büyümek zaten görünmez. Gece gibi,Bir gövdeye sarıldım.Kök olmak isterkenYaprak gibi savruldum. Ben bağ aradım,Sen mevsimden kopmuşYalnız bir…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir