Vahşet, Fedva Tukan

Zaman uçup gitti ve beni evdeki gölgemle birlikte baş başa bıraktı.
Dünyanın kanunu ve kaderin cilveleri onu darmadağın etti
Varlığımı tutan bir cazibe yok, malımın-mülkümün evde kalmasını sağlayan
bir cazibe de yok.
Evim bana ev, güven ve istikrar kaynağı da olmadı
Malım-mülküm uçup gitti, evim başkalarına mülk oldu
Koltuk uçtu, masam uçtu ve döner sandalyem de uçtu.
Babam yok, annem yok, evde gölgemle birlikte yalnızım.
Artık kız kardeşlerim ve erkek kardeşlerim de yok
Evimi evin boşluğu dolduruyor.
Vahşet ve üzüntüden, ayların ve yılların yığınından başka bir şey yok.
Sırtım bükülüyor, adımlarım yavaşlıyor ve ufkumdaki ışıklar da sönüyor.
Vakit uçup gitti ve beni evdeki gölgemle birlikte baş başa bıraktı.
Meçhulün geleceğinin belirsizliğinden ve kaderin belli olmayan halinden
korkuyorum.
Duvarın ön kısmına asılı hatıra resimler beni ürkütüyor.
Krizlerdeki ve kötü durumlardaki hayat arkadaşım kütüphanem de beni ürkütüyor.
Düşmanımın dostluğu beni ürkütüyor.
Ut sustu ve oradaki teller de koptu.
Kahvenin hoş kokusu beni ürkütüyor,
(Kahvenin) Ortalığı saran hoş kokusu beni coşkunluk denizinde boğuyor
Sabah akşam vakit uçup gitti.
Beni evdeki gölgemle baş başa bıraktı.
Allah’ım, beni insan yükünü ağır bulan birisine yük etme!
Sessizliğin yerine ulaşmayı bekliyorum.

Ölümü bekliyorum.
Allah’ım, yolum uzadı.
Yolumu ve görevimi artık bitir.
Siyonist idare ve onun hareket etmemi engelleyen emirleri bana acı veriyor.
Vatanımda çocukların öldürülmesi beni de öldürüyor.

6. sayıdan

Similar Posts

  • Bir Doğum Öfkesi, Nede Hocaoğlu

    Sahi! Ben ölü doğdum diye yaşamadın mı? Adsız yerlerde doğdum.Toprağım yok!Hikayem yok!Pörsümüş memelerden oluk oluk umutsuzluk emdim.Her damla da emdiğim sütlerin boşluğuna çekildim. Ben ki ölü doğdum!Yedinci çığlıkta ben doğdum.İş işten diller evimden geçti.Toprağı yok mezarımın. Fildişi mermer yollarımdaki sırtları ezberledim.Bahsedilen kırılgan hat üzerinde yürüdüm.Diz yaralarıma su serptim,İyileşmeyen yaraları da heybeme yükledim. Zemheri çığlıklarda doğumları…

  • |

    Alain Manesson Mallet’nin Gözünden Daphne

    Seyahat(name)lerdeki Antakya – 48 Alain Manesson Mallet’nin Gözünden Daphne 17. yüzyıl Fransız coğrafyacısı Alain Manesson Mallet, Antakya yakınlarındaki Daphne’yi; ormanları, pınarları, mitolojik anlatıları ve eğlence hayatıyla birlikte erken modern dönemin görsel coğrafya anlayışı içinde tasvir eder. “Ağaçların gölgesi, çevredeki çok sayıdaki pınarın serinliğiyle birleşerek Daphne’yi son derece ferah ve hoş bir yer hâline getirirdi.” Alain…

  • Depremde, Erkan Özaydın

    Gün ışıyordu. Alacakaranlıkta etraf zor seçiliyordu. Kırlaşmış saçları uzamış, üç günlük sakalıyla omuzları çökmüştü Mehmet’in. Bitkindi. Uzun süre yerdeki eşyalara baktı. Başka bir şehirden yeni gelmiş gibi sigara, kolonya kokusu da değil toz kokusu sinmişti üstüne. Aklı karışıktı. “Belki de başka bir şehre gitmek üzereyim,” dedi kendi kendine. Etrafına şaşkın bakarken öylece kalakaldı. Yola çıkmaya…

  • Antakya, Günay Güner

    Kentler çocukluk, yeniyetmelik, yetişkinlik. Çimilen suları, yağmurla kokan toprağı, hortuma dönüşen tozu, bulutu… Algı, soyutlama çağındaysan bütünleşirsin tarihiyle kentin. Artık ne kent sensiz, ne sen kentsiz olabilirsiniz.Antakya sıradışı, üstün, bilge insanlar yurdu. Ne yazdığımın ayrımındayım, genelleme değil bu sözüm. Gerçek. Nasıl oluştuğu ayrı konu bu toplumun.Antakya’nın tinsel kazıbilimcisi saydığım Kâmil Akdoğan’ın belirlediği gibi, Romalı ozan…

  • FIRTINADA BİR YOLCULUK, Sabah Aras

    Pazar sabahı güneş yüzünü gösterdiğinde, şehirden uzaklaşmak isteyen dört kişilik bir aile yola koyuldu. Arabanın içinde neşe vardı; radyodan yükselen ezgilere anne-baba ve iki kardeş hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Yol boyunca göz alabildiğine uzanan yeşillikler, çocukların camlara yapışıp hayranlıkla baktığı dağ siluetleri ve kıvrılarak akan nehir, onları doğanın kucağına davet ediyordu. Ormanın içlerine doğru…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir