FİLİSTİNLİ SEVGİLİYE SELAM OLSUN! YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN!, Neval Oğan Balkız

Filistin’in kıyıma uğratılan, kendi yurtlarından kovulan, ülkelerinde mülteci duruma getirilmiş halkının öfkesi, acıları, direnişi onun dizelerinde anlam bulur! Bağımsızlığın ve özgürlük umudunun ateşi de! Filistin’in Nâzım Hikmet’i Mahmud Derviş, yurduna sevgisini; “memleketin etindeyiz biz, memleket de içimizde” mısralarıyla vurgular!

“Etinde olduğu”, “içinde taşıdığı” memleketi Filistin’i, kutsadığı, bağımsızlığın erdemine ulaşma direncini, en bilinen şiirlerden biri olan “Filistinli Sevgili” de şöyle anlatır!

“Adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin’i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin’i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doğumun Filistin’i,
taşıdım seni eski defterlerimde
şiirlerimin ateşi gibi.”

Filistin, bugün yine acıların, parçalanan bedenlerin, çığlıkların, ölüm ve doğumun coğrafyası! Filistin’de, tüm dünyanın gözleri ve kulakları önünde hortlaksı bir trajedi yaşanıyor!
Buna karşın “çoğu insan, oynanmakta olan bu dehşet verici trajediyi yarı korku içinde, yarı kayıtsız izleyerek, gündelik yaşamını sürdürüyor!” İsrail; ABD, Avrupa Birliği ve batı emperyal devletlerin desteğiyle, Gazze Şeridi’nde yaşayan 2 milyonu aşkın Filistinli’yi ortadan kaldırmak niyetiyle, sistematik bir imha hareketi yürütüyor, insanlığa karşı suçlar ve (örneğin açlığa mahkum ederek, sağlık personelini öldürerek) savaş suçları işliyor. Yaşamsal olanakları ortadan kaldırıyor, zorla yerinden etme, sürgün ve baskınları sürdürüyor. Alt yapı ve elektrik sistemleri, hastaneler, kiliseler bombalanıyor! 8 Ekim 2023 tarihinden bugüne süren bu saldırılarda, etnik temizliğe varan bir kırım gerçekleşiyor. 20 bini aşkın çocuk olmak üzere 67 bin insan (bunlardan 154’ü çocuk, 460 kişi açlık nedeniyle ) yaşamını yitirmiş, 170 bin kişi yaralanmış bulunuyor! İnsanlar, çok ağır, felaket koşullarda hayatta kalmaya çalışıyor! Her üç kişiden biri düzenli gıda bulamıyor! 90 bin kadın ve çocuk yetersiz beslendiği için acil tedaviye ihtiyaç duyuyor!

İnsanlığın bir bölümü, bu imhayı destekliyor; bir bölümü, başka bir tarafa bakarak saklanmaya çalışıyor; bir bölümü ise, kendi siyasi, jeopolitik çıkarları peşinde halkları birbirine kırdırma çağrıları yapıyor!

“Akıl ve onurla donatılmış” bir türün üyeleri olarak, insanlığın ortak etik sorumluluğunun bilincine sahip, birbirlerine kardeşlik içinde ve vicdanla davranmaları gerektiğine inanan erdemli milyonların oluşturduğu bölümü ise; kökten dinci, fanatik cihat örgütü Hamas’a ve saldırılarına da, onu “cezalandırma” gerekçesiyle insanlık suçu işleyen, “alan temizliğine girişen” dinci faşist Netanyahu yönetimine ve destekçilerine de aynı şekilde karşı çıkıyor!
Dünyanın her yerinde, alanlarda ve sokakta haykırarak, bu imhaya karşı durmaya, Filistin halkını soykırımdan kurtarmaya, savaşın sona ermesini sağlamaya çalışıyor!
Çünkü biliyorlar: Victor Adler’in vurguladığı gibi ”savaş, her türlü içgüdüye, her türlü cinnete ardına kadar yer açar!…Savaş, uzun süren bir deliliktir!” Susan Sontag’ın saptamasını asla unutmuyorlar: “Savaş yırtar, savaş parçalar. Savaş iç deşer, savaş bağırsakları söküp boşaltır, teni yakıp kavurur…Savaş yıkıp yok eder!”

İçinde bulunduğumuz süreçte, küresel düzeyde bir kontrol toplumunun oluşturulması, tekil politik rejimlerin, hegemonik üstünlüğü belirlenmiş dünya düzenine bağlanması” ve dolayısıyla, kapitalist küreselleşme sürecini kendi risklerine ve krizlerine karşı korumak amacıyla “günümüzde savaş, sadece bir cephede değil; herhangi bir an, herhangi bir yer ve herhangi bir koşulda, ortada bütün dünyanın olduğu, savaş hukukunun, herhangi bir kuralın geçerli olmadığı topyekûn bir savaş şeklini alıyor.” Sürdürülebilir, “uzun bir delilik hali” oluşturan bu savaşlar ile dünya, 21’inci yüzyılda yeni bir egemenlik savaşı çağına girmiş bulunuyor!

FİLİSTİN DEVLETİ!

Filistin,1988’ de kurulmuş, üstelik Birleşmiş Milletler’ de gözlemci konumunda bulunan bir devlettir!
Türkiye dahil, (son olarak da İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü sistematik katliam, şiddet ve sürgünün, dünya halklarında ve kimi devletlerde yarattığı infial ve tepkinin de etkisiyle, Eylül 2025 tarihinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında Fransa, Belçika, Malta, İngiltere, Kanada vd. yaptıkları tanıma açıklamalarıyla) Filistin’i Devletini tanıyan ülke sayısı 157 ‘yi bulmuş durumdadır. Buna karşın; “devleti” tanıyan, ama o devletin bir ülkesi, bir toprağı olduğunu, orada yaşayan bir halk olduğunu, sistemli bir yok ediş yaşandığını “unutan” dünyanın gözü önünde; Filistin devletinin toprağı Gazze’ de ve 1967 yılından beri yüzde altmışı İsrail işgali altında tutulan ve Yahudi yerleşimine açılan Batı Şeria’ da, uluslararası hukuk tanımayan işgal koşulları altında, katliam sürüyor, saldırı ve şiddetten kaçanların sığındığı Refah’da , bombalanıyor!
Bu süreçte ABD; kendi kurduğu Doha’ daki ateşkes masasından “fütursuz bir şımarıklık” ile çekilen İsrail’in sırtını “(Filistinliler) bence ölmek istiyorlar, bu çok çok kötü, siz (İsrail) işi bitirmek zorunda kalacağınız bir noktaya gelmelisiniz” sözleriyle sıvazlıyor, teşvik ediyor. Ardından; ateşkesin sağlanması, Hamas’ın silahsızlandırılması ve tasfiyesini, rehinelerin iadesi, insani yardım açılması şartlarını ve Gazze’nin yönetimini ve inşasını Trump’ın başkanlığındaki ve üyeleri arasınada İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair’in olduğu “Barış Kurulu’na” ( !) devrini öngören, tümüyle İsrail ve ABD çıkarlarını içeren Gazze Planını açıklıyor! Hamas ve İsrail’in bu planı kabul etmesiyle 10 Ekim 2025 tarihinde saldırılar sona erdiriliyor, ateşkes devreye giriyor. Planın gereği olarak uygulamayı belirlemek üzere, Mısır’ da Şarm el Şeyh’ te, ”Kalıcı Barış ve Refah İçin Trump Bildirisi” imzaya açılıyor. Mısır, Katar, ABD ve Türkiye bu bildiriyi imzalarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri imzalamıyor. Bu bildiri, uluslararası hukuk ve siyasal açıdan, reel politik, stratejik, uluslararası ilişkiler bağlamları, içerik ve niteliği bakımından asla bir barış anlaşması değildir. Hegemonik bir tahakküm ve ekonomik bir güç, bir paylaşım kurma stratejisi niyet belgesidir! Çatışma ve savaş koşullarını hep içinde taşıyan ve üreten bir süreç aşamasıdır! Nitekim İsrail’in ateşkes kararına karşın, Gazze de, Beyt Lahiya ve Refah dahil sürdürdüğü hava saldırıları ve sivilleri öldürmeye devam etmesi , bunu açıkça gösteriyor.
Mahmut Derviş : “Adıyla sanıyla Filistin. üşlerin Filistin’i ve acıların, ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i, sözcüklerin ve sessizliğin Filistin’i ve çığlıkların. Ölümün ve doğumun Filistin’i, taşıdım seni eski defterlerimde şiirlerimin ateşi gibi” diye sesleniyor hala! Ya insanlığın ortak bilinci ve barış istenci?…

İSRAİL ve “KATLİAM EKONOMİSİ”

İsrail’in yürüttüğü bu saldırı, sürgün ve katliam karşısında, emperyalist finans kapitalin sevinci ise coşkulu…

İsrail’de, borsanın 7 Ekim 2023’ten bu yana performansının çok iyi gitmekte olduğu haberleri, dünya kamuoyunun gündeminden düşmüyor!
Bu haberlere göre; geçtiğimiz ay Tel Aviv borsası yüzde 179 artarak 70 milyar dolar değer kazanmış bulunuyor!
ABD gazetelerinde bir sevinç, bir sevinç! Yabancı sermayenin, çokuluslu şirketlerin ilgisine bakarak İsrail, “bölgenin ekonomik süper gücü olduğunu kanıtladı” haberleri başlıkları süslüyor!
“ İsrail’in Filistin topraklarına yönelik işgalci (yerleşimci sömürge) politikaları, Gazze’de-Batı Şeria’da başlattığı soykırım, İran’a, Lübnan’a, Suriye’ye yönelik saldırıları uluslararası sermaye açısından “değerlenme fırsatları” olarak olumlu karşılanıyor, finansal olarak destekleniyor.”
Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Francesca Albanese haklı olarak; “İsrail’in işgal ekonomisi artık bir soykırım ekonomisine dönüştü; Filistin halkına yönelik imha politikası yalnızca ideolojik ya da askeri değil, aynı zamanda kâr odaklı, sistematik, küresel bir ekonomik düzen haline geldi” diyor!
Herkes en çok susarken, insanlığın ortak vicdanını iflastan kurtaracak umut verici seslerden en çarpıcısı, İsrail’ li hak örgütlerinden çıkıyor!
İsrailli hak örgütleri B’Tselem ve İnsan Hakları İçin Hekimler, yayımladıkları ortak raporda İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığını vurguladılar; yürüttüğü açlık ve öldürme politikasına dikkat çektiler!…

Nietsche “insan en zalim hayvandır. Trajedileri, boğa güreşlerini ve çarmıha germeleri izlerken, şimdiye kadar Dünya’nın herhangi bir anında olduğundan daha mutlu hissetmiştir. Ve cehennemi kendisi için icat ettiğinde, işte, cehennem onun Dünya’daki cennetiydi” demişti!
İnsanın kendisi için icat ettiği “cehennemden” çıkış için, “utanç kurtarıcı olmayacak!” İnsanlık ancak kayıtsız kalmayarak , “cehennem icadına” karşı mücadele vererek, kurtulabilir…

Bizler, dünyanın her yerindeki halklar; savaş koşullarında bulunanların çektikleri acılarla, uzaktan görüntüler şeklinde izleme ayrıcalığı içinde, gerçekdışı bir bağ kuruyoruz. Bu bağ içinde düşsel bir yakınlık duyumsuyoruz. Bu yakınlık içinde geliştirdiğimiz sempatiye sığınarak, acılara yol açan gelişmelerde bir suç ortaklığımız bulunmadığı duygusu geliştiriyoruz. Bizim sahip olduğumuz ayrıcalıklarla, onların çektikleri acılar arasında bir ilişki bulunduğunu, bunların aynı haritada gerçekleşmekte olduğunu hiçbir şekilde düşünmüyoruz. Oysa Savaşın kendisine, yol açtığı kitlesel acılara karşı duyarlı olmak, bunlar üzerinde düşünmek, bunlardan ders çıkarmak ve bunları rasyonelleştirmeye yönelik çaba ve söylemleri irdeleyerek bunlara karşı, koşulların bilgisiyle davranış geliştirmek, kişisel ve toplumsal ahlaki iflastan kurulabilmenin tek yoludur.
Bu yolla ancak; -insanlık suçlarını, soykırımları durdurma, savaş yasalarını ayaklar altına alıp çiğneyenleri adalet önüne çıkarma ve patlak vermesi muhtemel başka savaşlar için görüşmelere dayalı alternatiflerin denenmesi için baskı yaparak, bazı savaşları önleyebilme gücü gösterilebilir.

  • Savaşa karşı direnmenin taraflardan birinin yanında yer almakla özdeşleştirilemeyeceği ortaya konulabilir.
  • Savaşın mantığına, sivil toplum üzerine dayatılan panik rejimine direnmek için öncelikle küresel sermayeye ve onun dünya düzenine direnmek gerektiği kavranabilir. Ve kalıcı bir barış koşullarına olanak yaratılabilir.
    Bu bilinçle ulusllararası topluma apolitik hümanizmi aşması için seslenmek ve:
  • uluslararası toplumun Filistin’nin sistematik imhası karşısında, cılız kınama sesleri çıkarmak yerine öncelikle; diplomatik etkin müdahale ve önlemler alması,
  • İsrail’in tecridi ve İsrail adına suç işleyen süratle cezalandırılmaları yönünde kapsamlı bir kampanya yürütülmesi,
    -İsrail aleyhine Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapılması, Netanyahu başta olmak üzere, bu soykırıma katılan kim varsa haklarında yakalama/tutuklama kararları çıkartılması,
    -İsrail’le ticaret derhal kesilmeli, kara harekâtından vazgeçildiği açıklanana, Gazze bombardımanı durdurulana ve Batı Şeria’da da dahil Filistin halkına yönelik imha siyaseti durdurulana kadar yeniden başlatılmaması,
    -İsrail’in yer aldığı her türlü kültürel ve sportif organizasyonu boykot edilmesi, boykot İsrail’in bu organizasyonlara katılımı askıya alınana kadar sürdürülmesi,
    -soykırım girişimini destekleyen ülkelerle askeri işbirliği derhal askıya alınması, Filistin’de durumun değişmemesi halinde sonlandıracağı duyurulması,
    -Gazze’ye asker gönderme çağrıları yerine, İncirlik ve Kürecik’teki ABD üsleri kontrol altına alınması, tahliye edilmesi çağrısında bulunmak hepimizin görevi ve sorumluluğudur! Filistin için, Filistin halkını korumak ve kalıcı barış için çözüm olanağı yaratmak , buna bağlı!

Savaşa hayır diyoruz! Hakikati örten her şeye “hayır” diyoruz! “Adıyla sanıyla” ÖZGÜR FİLİSTİN’i savunuyoruz!

*Hukukçu/Akademisyen

6. sayıdan

Similar Posts

  • BİR GÜN SEN DE YAŞLANACAKSIN, Mehmet Öksüz

    Sularımın sınırlarıyla baş başa kalacaktımKüçük bir ağacın altına oturacaktımGöğe bakacaktımSerin bir rüzgar esecektiBen çayımı içecektimÖnümden çocuklar geçecektiMasumluk büyütecektimİçimde bir kadın yeryüzünü ışığa bezeyecektiBir kış gelecekti sıcak, tok veDemirin ucu bükülmüşKıyılar şehri yaralarından öpecektiBir güneş doğacaktıKaranlık bir daha dirilmemek üzere ölecekti 4. sayıdan

  • Haykıracağım, Semih El Kasım

    HaykıracağımBana bir karış toprak kalana kadar,bir tek zeytin ağacı kalana kadar,bir tek portakal ağacı,bir tek kuyu,bir ufak koru kalana kadar,anılar kalana kadar,bir küçük kitaplık,ölmüş dedemin resmi,bir duvar kalana kadar,arapça sözcükler, halk türküleri,şiirler, el yazmaları kalana kadar,Antar Al Absi masalları,bu gözler, bu kitaplar, bu eller kalana kadar,bir de bu soluk,bendeki bu soluk…Haykıracağım dünyanın suratınaözgür insanlar adına…

  • MELİKE-İ ŞARKİYYE YA DA ORİENTİS APİCEM PULERUİM İÇİN GAZEL, Nuri Taner

    -Mehmet Karasu’ya- Ararat ’tan gelen bir yel sarsar Amanosları taşından, kayasındanOrientis apicem puleriun’a selam getirir Nuh’un anasından. Kadim tapınakların duvarlarından çınlayan yakarılar, zeytin ve üzüm ile yarışırOrontes in gök mavisi sularına Nuh’un Gemisi’nin kutlu suları karışır. Melike-i Şarkiyye ’ sin güzelliğinle, Cite du Diue olarak anılıyorsun yüreklerde,Baharı nakışlayan Amik Ovası ’nde şimdi Fellahin türküleri dillenir…

  • Terkedildik, Zeynep Mansuroğlu

    Her taraf yıkıkHerkes bulunduğu yerin yabancısı.Taş moloz, toz her yanımız,Güneş halimize acıyor.İş makineleri vızır vızır,Geçmişimizi , umutlarımızı taşıyor.Birer birer enkaza dönmüş umutları.Döküyor asi nehrinin kenarına.Darmadağın oldu hayatlar.İnsanlar hayata tutunabilmek için,Karıncalar gibi, gece gündüzDurmadan çalışıyorTerkedilmişlik acıEl uzatan yok,Öldünmu kaldın mı soran yok.Herkes bir çıkmazda.Güzelim defne ağacı,Acısından kokusunu saklarZeytin ağacı meyvesini göstermekten çekinir oldu.Kel dağı yüksekte çaresiz…

  • Son Senfoni, Şerif Kaya

    terkedilmiş bir sevgili gibiydiher yer!dağınık saçlar,şiş gözlerve feri kaçmış bakışlar..!kodlarını ezberletiyordu dünyaya sanki;son kaşe;altı iki yirmi üç 04:17!sokaktaki koşuşturmanın,yetişme çabasının yerinebir dala konmuş kuşların,bir köşeye sinmiş kedilerinbekleyişi vardıumutsuzca..!dünyanın bütün ezberlerini sıfırlayacakbilinmezlikleri beraberinde getirecek.artık ne Hiroşima’danne de Nagazaki’den söz edilebilirMezopotamya dururken!Bir sevgilinin,sevgi dolu dokunuşu değildi bu,uykunun en tatlı saatindebizi uyandıran.Vedalaşmak için üç gün süre verilenMübadele günleri…

  • Savaş Çocuğu, Nebihe Karasu

    Ah, şu atlaslar, şu haritalarKim çizdi bu soğuk sınırları?Kırmızı, mavi…Dünya dar geldi, yetmedi toprağı. Gözlerinde ağır bir bulut,Yaşlar katre katreİçine akıyor sessizce.Vuslat erişilmez o çizginin ötesinde,Virane kalmış yuvası,Yurdu paramparça bir hayal. Güneş arar ince bir hüzme,Ama karşısında kara dehlizler.Ardında kan, barut kokusu,Önünde derin bir bilinmezlik.Gökyüzü bile yıldızlarını saklamış,Gece karanlık, umut uzak…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir