Zarf, Gülnaz Kavvas

Alevler arasında çaresizce bir bu yana bir o yana döndü. Birden önüne açılan uçsuz bucaksız yolu gördü ve hızlıca koşmaya başladı. Yolun sonuna geldiğinde mavi ışıklı ok başka yönü gösterdi. Arkasına baktı. Alevlerin onunla yarışırcasına peşinden hızla ilerlediğini gördü. Ok yönünde nefes nefese koşmaya devam. Yol bitiyor bir ok daha, nereye kadar derken kulakları delen o seste ne. Ses bombası mı? Yok artık. Elleri kulaklarında koşmaya devam. Nefesi daraldı. Her şey bitti derken sese odaklandı. Kan ter içinde yataktan fırladı. Bangır bangır çalan saate uzanıp, alarmı kapattı. Etrafına bakındı.

-Çok şükür yataktayım. Diyerek, terini sildi.

Sakinleşene kadar yatakta öylece kaldı. Yarın gelecek olan kızıyla, gördüğü rüya arasında git geller yaşadı. İçini korku kapladı. Yanağına iki şaplak attı ve negatif enerji yok diyerek, hayra yordu.

Asiye de hasta olacak zamanı buldu. O olmadan işlerle nasıl baş edecekti. Ada’nın odası hazırlanacak, sevdiği yemekler yapılacak… Kara kara düşünürken kapı çaldı. Karşısında Asiyeyi görünce çığlığı bastı. Kurtarıcısına sıkı sıkı sarıldı ve içeri aldı.

-Adacığım gelecekte ben evde mi kalacaktım. İyileştim çok şükür. Kuzuma sevdiği yemekleri hazırlarım. Temizliği de artık sen yaparsın. Kendimi daha çok iyi hissetmiyorum.
Bu duruma çok sevinen Asu, mutfağı Asiyeye bıraktı ve hemen işe koyuldu.
Ada’nın odasına girmeyeli uzun zaman oldu. Her yere özlemle baktı. Ayrıldıkları gün, birbirlerine söylemek isteyip dile bir türlü gelmeyen sözcükleri içinde biriktirmenin sancısını yaşadı. Yüreği daraldı. Perdeyi araladı ve pencereyi açtı. Bulutların arkasına gizlenen güneşi izleyerek derin nefes aldı. Ada hangi gerekçelerin arkasına gizlenip gitti. Sorusu kafasına tekrar takıldı. Aniden yurtdışına gitme kararını bir türlü anlamlandıramıyordu. Dönüp dolaşıp kurtulamadığı travmadan ötürü kendini suçluyordu. Ölen sadece kocası değildi, Adanın da babasıydı. Benimle uğraşmaktan babasının yasını tutamayan Ada bıktı ve gitti. Bu vicdan azabı O’nu yiyip bitiriyordu. Yanağına süzülen yaşları sildi.
Şifonyerin üstünde duran fotoğrafın tozunu aldı. Ailece çekilecekleri son poz olduğunu bilmeden güzel bir günün ardından çekilen fotoğrafa özlemle baktı. Kocasının ve kızının yüzünü okşadı. Titreğen elinden kayıp düşen toz bezi çekmecenin kulpuna takıldı. Sıkışan bezi çekmesiyle açılan çekmecede özenle yerleştirilmiş albümleri aldı ve kah gülerek kah ağlayarak seyretti. Geri yerlerine koyarken, gözü orda duran zarfa ilişti. Eli zarfa gitti geldi. Alıp almamakta kararsızdı. Kızına aitti ve bakmaması gerekiyordu. Albümleri yerleştirdi ve çekmeceyi hızlıca kapattı. Biraz bekledikten sonra çekmeceyi tekrar açtı. Usu oyun oynuyordu. Bir yandan zarfı al içine bak, bir yandan da o sana ait değil bakamasın diyordu. Zaafına yenilerek zarfı aldı ve uzun bir süre elinde tuttu. Mektubun İngiltere’den geldiğini zarfın üzerindeki puldan anladı. Gönderen de Cihan’dı. Uzun bir süre zarfı elinde evirip çevirdi. Okuyacaklarından korkuyordu. Gördüğü rüyayı düşündü. Yüreği ağzında atıyordu. Vazgeçmeden zarfı hızlıca açtı.

“Adacım merhaba. Mektubunda yazdıklarını defalarca okudum. Öncelikle hastalığınla ilgili raporları çalıştığım hastanedeki doktorlarla inceledik. Acilen gelmen gerekiyor. Burada da yapılması gereken tahliller var. Bu hastalığın yayılma riski çok büyük ve geç kalmamalıyız. Çalışmak için başvurduğun üniversiteye, gönderdiğin evrakları verdim. Sonucu bekleyeceğiz. Seninle açık konuşmak gerekirse, tedavinin süreci uzun olabilir ve okula bir süre gidemeyebilirsin. Bütün bunların üstesinden beraber geleceğimizden emin olabilirsin. Ben her zaman yanında olacağım. Sana olan sevgimden hiçbir zaman şüphe duyma lütfen.

Bütün bu süreçten annenin haberdar olmasını istememeni anlayışla karşılıyorum. Babanın trajik ölümünden sonra, Asu teyzenin yaşadığı travmayı unutmuş değilim. Yeni toparlandı derken, bunu kaldıramayacağını düşündüğünü de biliyorum. Bana soracak olursan hastalığını bilmeğe ve yanında olmaya hakkı var. Anne sevgisi ve şefkatinin maneviyatın açısından ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak isterim. İlerde annen duyduğunda, senin yanında olamamanın O’nda yaratacağı ruhsal çöküntüyü azımsamamalısın. Yeni bir travmaya neden olabilir. Sen bir psikolog olarak benden daha iyi bilirsin. Bu kararın hakkında biraz daha düşünmeni istiyorum. Sana verdiğim sözü tutacağımdan emin olabilirsin. Sen istemeden annenle bu konuyu konuşmayacağım.

Adacım gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum. Hayalini kurduğumuz geleceği, bütün bunların üstesinden gelerek, kaldığımız yerden devam edeceğimize inancım sonsuz.
Seni seviyorum.
Cihan
Okudukları karşısında şaşkınlık yaşayan Asu beyninden vurulmuşa döndü. Çok şaşkındı. Mektubu tekrar tekrar okudu ve okudukça yıllardır bitiremediği pazılın eksik parçalarını yerleştirdi. Ada’nın Onu bırakıp İngiltere’ye ani bir kararla çalışmaya gitmesi, belirli zamanlarda telefonda görüntülü görüşmemeleri, tele sekretere bırakılan müsait değilim mesajları, Cihan’ın kaçamak cevapları, sen gelemiyorsan ben gelirim fikrine gösterilen aşırı tepki… Bütün bunları anlamlandıramıyor ve kendini suçluyordu.
Hastalandığında, Ada’nın kucağına gelip,

  • Saçlarımı okşarsan hemen iyileşirim. Dediği günleri anımsadı.

Kızının hastalığı süresince yanında olamamak, kucağına alıp saçlarını okşayamamak canını acıttı. Hastalığını atlatmış ve her şeyin yolunda gitmiş olmasını diledi. Mektubu zarfa yerleştirdi ve yerine koydu. Ada anlatana kadar hiçbir şeyden bahsetmeyecekti. Cihan’ın yazdığı gibi bir travmaya daha müsaade etmeyecek kızına destek olacaktı. Aynı hatayı yapmayacaktı. Kızgın, kırgın, buruk ne hissettiğini anlamlandıramadığı karışık duygular içerisinde Kızıyla kucaklaşacağı anı hayal ederek odadan çıktı.

5. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir