HAZAN YAPRAKLARI, Fatma Gönül Saygılı

“Ceza almamış ilk suçtan daha cesaret verici hiç bir şey yoktur.” (MARQUİS DE SADE)

Yolun kenarlarındaki çitlerin aralarından fışkıran yabani andız otları, yoncalar, bahçelerden sarkan incir ağacının dalları yolu iyice daraltmış, arabalar ağaçlara çarpa çarpa geçiyorlardı. Evin yokuşuna vardığımda yolun üçte birini kaplayan muz ağacı sol cenahta duruyor. Sağlı sollu çalılıklar ve yabani böğürtlenler yolun ortasından yürümemize olanak sağlıyordu. Altı şubattan sonra geçici olarak kaldığım ikinci kattaki meskenin karşısındaki kamu arazisinden uzayan çalılıklar engebeli bir biçimde evin boyuna ulaşmıştı. Yazları içerisinde yılan, çıyan, kunduz, sarsar, börtü böcek gece saatlerinde de yaban domuzlarına ev sahipliği yapıyordu. Hatta şehir merkezi o kadar tenha ki geceleri mekânın sahibi gibi dolaşıyorlar ana yollarda. Evin arka tarafından geçen asini bir kolu var. İkinci yıldönümüne günler kala dere kenarındaki sazlıklar çam ağaçları kadar boy verdiklerinden suyu göremez olduk. Yıkıntılardan ve enkaz tozlarından evin dışına zorunlu olmadıkça çıkmıyor çalışmayan kesim ve emekliler. Yaşlanan nüfusu düşününce oldukça kalabalık bir kesim.
O makûs günden dört ay sonra Hatay a dönüşler başladı. Kısmen Kalabalıklaşan yerlerde evler baharın gelmesiyle iyice bakımsız bir ormanın içine gömüldü. Başlarda hemen her hafta park bahçe ve belediyeye kayıt açtırdım. Karşımdaki kamu arazindeki otların ve yolu daraltan çalılıkların temizlenmesi için. Kıyamet sadece yer yuvarda olmadı. Asıl hisleri davranışları düşünceleri karardı insanların. Tıpkı bir insanın doğumu gibi insanlar travma geçirdi. Görüntü asla eskisi gibi değildi ve hormonların dansı ile düşüncelerde de eskisi gibi olamadık. Doğanın fiziksel ve zihinsel sağlık için gerekliliği yadsınamaz
Açtırdığım kayıtların on taneden birine cevap geldi ve her gelişlerinde taleplerimin onda biri yapıldı. Hatta bir defasında yaşlıca çalışana rica etmeme rağmen, asla buraya girmem dedi. Yakın bir tarihte çalışırken bir taşın göğsüne isabet ettiğini ve bir ay hastanede kimsenin onu ziyarete bile gelmediğinden bahsetti. İçim buruldu. İş güvenliğinde de sıkıntılar vardı.
Yaklaşık bir ay önce bulunduğum evin etrafında biraz yürüyüş yaptım. Ana yola az biraz hizmet ediliyor fakat iç kesimlere neredeyse hiç hizmet gelmediğine tanıklık ettim. Çöp kutularının boşaltılması dışında. İkinci sonbaharı geçirdik. Hazan yaprakları da moraller gibi yerlerde kalmayı sürdürüyordu. Üçüncü İbrahim için kilometrelerce yol gelmiştik hâlbuki. Güzelleme yapılan bir şehirken…
Fyodor Dostoyevski beş yıl süren Sibirya sürgününden sonra Suç ve Ceza eserini yazmış. Cervantes Cezayir korsanları tarafından esir alındığında hapishanede Don Quijote(Don Kişot) eserini kaleme almış. Ferasetlerine hayran oldum. Pesimist mi optimist olmak mı doğru bilemedim. Fakat bir yanda umudun bir yanda korkun varsa kanadın var demektir.
Artık sonuçlanmayacağına inandığım halde son bir kayıt açtırdım belediyeye. Bir saat sonra belediye aracı geldi ve İçinden bir hanım bir de bey çıktı. Ben görünce yine bakıp gidecekler deyip balkondan içeriye girdim. Ertesi sabah baktım evin önünde iki adet iş makineleri çalışıyorlar. Aşağıda
Park bahçe müdürlüğünden bir hanım. Yanına indim ve çalışmaları sonuna kadar izlerken bana İstanbul ve Ankara’nın destekleriyle hizmet verebildiklerini anlattı. Az çalışanın olduğunu ve yetişemediklerini ifade etti. İki gün sürdü çalışmaları. Hepi topu beş yüz metre idi fakat senelerdir ihmal vardı. Nihayetinde bir kadına sesli çığlığımı duyurabilmiştim. Sevincimi anlatamam. Olması gereken hal, iltifatla karşılanır oldu.
Aslında dünya bizim evimizdir. Ev başladığınız ve varacağınız yerdir.

2. sayıdan

Yazarın Tüm Yazıları

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir